Her sabah bir kaşık böğürtlen reçeli yerim.
[Flash 9 is required to listen to audio.]
55 plays

Kimse bilmeden gizli bir örgüt kurmuştuk.

tepetaklakadam:

Ve işte Haziran’da geldi sevgili.

Biliriz zordur ölmek Haziran’da. O yüzden yaşayalım biz bu Haziran’da da. Ölen tüm canlar için yaşayalım bu Haziran. Haziran değil, biz Haziran’dan çalalım bu sefer.

Senin için yaşıyorum bu Haziranı. Çünkü bu Haziran kavuşturacak beni sana. Ve hiç bir Cuma (29 Haziran) bir daha böyle hatırlanmayacak.

Hoş geldin Haziran.

Hoş geldim Sevgili. 

Bana geldiğin ilk gün bi cuma günüydü. Sonra her gün geldin. Ama hiç bir cuma böyle hatırlanmayacak demiştin. Hatırlanmadı da zaten. Şimdi uzun süreden sonra yine geleceksin ya, bak yine bi cuma geleceksin. Ve bu cuma’da bir daha böyle hatırlanmasın istiyorum. O kadar güzel olsun diyorum. Cumalar bizi seviyor mu dersin?

Hoş geldin Haziran.

Hoş geldin sevgilinin koynunda uyumama izin veren ay.

Hoş gel Sevgilim.

Hayaller hayaller.

Gecenin bir yarısı uyanacağım. Normalde gece yattım mı sabah kalkarım ama şu saatte kalkayım diyince bi şekilde uyanırım. Sonra onu uyandıracağım. Ki biraz zor ama dürte dürte kaldıracağım. Uyku sersemi bakacak bana ben bi daha seveceğim onu. ‘Uyan’ dicem ‘Uyan ya ben seni seviyorum’. Cevap vermicek çünkü uyuyor olcak biliyorum. ‘Hazır uyanmışken bi bardak da su getirsene hayat.’ diyince kalkıp getiricek suyu. Ama o an pek fazla su içmediğimi bunu inadına yaptığımı kavrayamıcak. Suyu içmemi beklemeden yatıcak. Ben uzanıcam o bana sarılıp uyicak. Sabah uyandığında ona bunları anlatınca da hatırlamıcak. Ne güzel lan.

Bilgisayarımdaki webcam adlı klasörü uzun zamandır incelemediğimi farkettim. O değil de özledim.

Bilgisayarımdaki webcam adlı klasörü uzun zamandır incelemediğimi farkettim. O değil de özledim.

Yalnızlık ve ölüm dendiğinde aklıma ilk Rize geliyor.

Yalnızlık ve ölüm dendiğinde ilk aklıma Rize geliyor. Kaybettiğim en yakınım babannem bile daha sonra beliriyor zihnimde ölüm dendiğinde. İlk Rize. Yalnızlığın en saf hali derler ya işte ben onu da ölümle iç içe olmayı da orda gördüm. Her ne kadar baba tarafından çakma Rize’li olsam da annem tam bir Rize’li olduğu için bizi oranın kültürü ile yetiştirdi. Babam yemek seçtiği için bi o konuda karadeniz kültürüne uzağız o kadar.
Neyse işte bilmeyenler için söylüyorum Rize’de herkes kendi arsasında ev yapar. Çaylıklarının en düz en ulaşılır olanının ortasına yapar evini. En yakın ev kendi çaylığının bittiği yerde olur. O kadar yalnız hisseder ki insan kendini anlatamam. Tabi her köy için geçerli değil. Mesela babamın köyü öyle değil. Hepsi akraba olduğu ve çaylıkları Ayene denen dağda olduğu için buldukları düzlüğe hep beraber ev yapmışlar. Ne diyordum heh yalnızlar. Evler birbirine bu kadar uzak olduğu için bağırarak anlaşırlar. Tanıdığım tüm Rizeli’ler yüksek sesle konuşur. Ah tabi bir de ıslık var. Ben ıslık çalmayı Rize’de aç kaldığım zaman öğrenmiştim mesela. Annemi çaylıktan eve çağırmanın bi yolunu bulmaya çalışırken öğrenmiştim. Ben yalnızlığı orda gördüm.
İşte evlerini kendi arsalarına yaptıkları için ölülerini de kendi arsalarına gömüyorlar. Ben orda şehir mezarlığı gibi bir şey görmedim. Dedem babannemle birlikte çaylığın kenarında yatıyor mesela. Annemin ölen kuzeni dedesiyle birlikte evlerinin arka balkonunun altında. Ölümle o kadar iç içeler. En iç yakan ağıtları Rize’deki cenazelerde gördüm. Sonra bahçelerine gömüp hayata devam ediyorlar. Her sabah mezarlığı görüp ölümü düşünüyorlar. Anlattığım insanlara hep garip geliyor. ‘Ben her gün görsem yapamam’ diyorlar. En son kaybettikleri birinin mezarını ne zaman ziyaret ettiklerini sorduğumda ise hatırlamıyorlar.
Yalnızlık ve ölüm dendiğinde aklıma ilk Rize geliyor. Sonra türküleri. Ne çok şey anlatıyorlar.

Özlemin içindeyim şimdi. Ama özlemeye gene de devam ediyorum.
Tezer Özlü
O’nun resimlerinin olduğu duvarlardan sonra odanın en huzurlu köşesi. Tabi O’nun hediyelerinin orda olması da etkili. Hem hangi sevgili seviyor diye sevgilisine oyuncak iş makinesi alır ki? İş makinesi sevmem başka bir yazının konusu tabi ki.Böyle karşısına geçip dakikalarca izlediğim oluyor. Sonra tüm anılar gözümün önünden geçiyor. Şimdi başım ağrıyor, biraz uzanayım karşısında iyisi mi. Bana ilk gelişinde getirdiği mumlardan başlayıp en son birlikteyken aldığımız yumurtadan çıkan oyuncağa kadar anı tazaleyeyim.

O’nun resimlerinin olduğu duvarlardan sonra odanın en huzurlu köşesi. Tabi O’nun hediyelerinin orda olması da etkili. Hem hangi sevgili seviyor diye sevgilisine oyuncak iş makinesi alır ki? İş makinesi sevmem başka bir yazının konusu tabi ki.
Böyle karşısına geçip dakikalarca izlediğim oluyor. Sonra tüm anılar gözümün önünden geçiyor. Şimdi başım ağrıyor, biraz uzanayım karşısında iyisi mi. Bana ilk gelişinde getirdiği mumlardan başlayıp en son birlikteyken aldığımız yumurtadan çıkan oyuncağa kadar anı tazaleyeyim.

’Sınav zamanı not yerine kitap okuma, günde bir kitap bitirme, daha fazla okumak isteme’ sendromu.

Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş’a inanıp ‘bir şeyi kırk kere çekersem bizim olurmuş’ diyorum. Her geçtiğimde bakıyorum. Her mevsim farklı makinelerle çekiyorum.
İlk kez bu evi gördüğümde içinde ikimizi hayal ediyorum.
Deniz kenarında müstakil bir evimiz olsun hayalini kurmuyorum ben. Seninle bir apartman dairesinde yaşayalım biz. Maviye boyanmış olsun ama. Çünkü bilirsin mavi huzurdur benim için. Önünde bir ağaç olsa hiç de fena olmaz mesela. Yeşil güven deriz, bilirsin. Küçücük penceremizde çiçekler de yetiştiririz. Her şeyi mükemmel olacak diye bir şey yok. Biz tepetaklak bi çiftiz.” dediğimi hatırlıyorum.
Sonra başka evler görüyorum içinde ikimizi hayal ettiğim. Evler ki yine penceresinde açtığı çiçeklerin.
Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş’a inanıp ‘bir şeyi kırk kere çekersem bizim olurmuş’ diyorum. Ben nasıl seni sevmekten vazgeçmiyorsam orada oturan insanın çiçek yetiştirmekten vazgeçmediğini görüyorum. Mutlu oluyorum.
Bu evi ilk kez gördüğümde o hayatıma giriyordu. İlk kez ona göstermek için çektiğim zamanki heyecanı hala hissediyorum. Onu tekrar tekrar seviyorum.

Birinin uyku sersemliğini sevmek de nerden çıktı?
O kadar ‘ben’i düşünüyoruz ki ‘biz’ olamıyoruz.

Birini tanımanın çok iyi ya da çok kötü olduğu üzerine tartışmalarımız sürüyordu. Zaten böyle konular hep Ö.’nün başının altından çıkardı. Sırf laf olsun diye ‘En çok korktuğun hayvan’ gibisinden anket sorularına başlamıştı ve sonra olanlar oldu.
Neyse ki bu sefer tartışmada Ö. benim yanımda ve M. yalnız kaldı diye seviniyordum. Zira hep benim karşımda oluyorlardı. Uyuzluğuna mı yapıyorlardı bilmiyorum. M. bir insanı tanıdıkça onu sevmediğini söylüyordu. Ö. ile ben tam tersini.
‘Düşünsene’ diyordum M.’ye en içli sesimle, hani belki etkilenir diye. ‘Annesinin bile neyi yemediğini bilmeyen bir insan. Sevdiği adamın şeftaliyi sevmeyişini biliyor.’ ‘Bir şey yaparken O böyle yapardı demek insanı rahatlatıyor.’ diye tamamladı cümlemi Ö. M. etkilenmiyor muydu yoksa gerçekten anlattıklarımız yüzünden kötü olduğu için mi önden yürüyordu bilmiyorduk. Ben C.’yi düşünüyordum her zamanki gibi.
‘O kız seni tanımak istemedi M. Sen bir yıldır kendini üzüyorsun ama o işler kendince zor olunca bıraktı gitti. Senin kim olduğu hakkında en ufak bi fikri bile yoktu. O bencildi, kendini düşündü’. diye konuşmaya başladı Ö. M önden gittiği için kızıyor olmalıydı. Sonuçta burada başçavuşun eşeği osurmuyordu. Yoksa bu kadar ağır konuşulmazdı.
‘İnsanlar dedim insallar bireysellik konusunu fazlaca abartmış olmalılar. O kadar ‘ben’i düşünüyorlar ki ‘biz’ olamıyorlar. Kendilerine ait bi dünyaları olsun, olmalı da ama ne bileyim gerçekten sevdiğin bir insanı da oraya sokmadıkça ya da onun dünyasına girmedikçe ne anlamı var?’ dedim bir yandan C.’yi düşünerek. Onu ne çok özlemiştim.
‘Bu yüzden boşanma oranları gittikçe artıyor ya zaten’ diye bitirdi cümlemi Ö. Benim aklım hala C. deydi. ‘Hayatımın orasında burasında yani bi yerinde değilsin’ demişti. ‘Hayatımın her yerindesin.’ Yüzümdeki aptal gülümsemeyle yürümeye devam ettim. Kimseden çıt çıkmıyordu. Bense C.’yi tekrar tekrar seviyordum. Hep yaptığım gibi.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
114 plays

Böyle olmadı ama. Sen beni düşünerek bunu dinliyormuşsun diyelim. Çünkü ben seni senden çok sevdim.

İnsan mutluyken yazamaz derler, yalan.

İnsan mutluyken yazmak istemez. En azından ben istemem pek. Kimse bilmesin. ‘Yazılmasın, okumayayım ben bile bilmeyeyim’ kadar mutlu olduğumda yazmak istemem işte. Tekrar tekrar ona anlatırım. Öyle güzel anılar var ki papağanlaştığım. Her seferinde ‘hatırlıyor musun?’ diye sorarım. Sanki unutuyormuş gibi bir şeyi. Bir yılı yeniden mi yaşıyorum neyim. Öyle net kendisi.
Bak yine soruyorum Titanic’i hatırlıyor musun sevgilim?

1960 kilometre uzaktan kimbilir nereleri görüp gelen, ne güzel ne özel cümleler taşıyan, O’nun parmak izlerini kokusunu getiren kartpostal; dünyanın en güzel kartpostalı değil de nedir?
Bugün gidişinin 100. günü sevgilim. Nasıl özledim.